17 Kasım 2013 Pazar

KEŞMEKEŞ

“Ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.“ çünkü kitaplardaki en korkunç son, hayattaki en güzel başlangıçlara bedeldir. Kitaplarda yaratılan en korkunç karakter dahi okuyucuyu üzmez, kırmaz kalbini. Okuyucu kahramanın başına gelene üzülür; en azından ben böyle düşünüyorum. Hayat ise korkunç bir cahillik kampı; insanlar düşüncesiz, barbar, aptal… Uçkur düşkünü hayvanlar âlemi…

Bir rüyanın hayali peşinde koşarken buldum kendimi dünyanın en kenarında; varlığın sonunda, yokluğun varında… bir adım daha atsam kendimi uzayın karanlıklarına düşmüş bulacağım. Sonu olmayan karanlık, feri düşmüş gözlerimi tükettikçe tüketecek; yokluğu tadacağım. Kurulan tuzaklar ve yapılan ince hesaplar amacına ulaşmış olacak. Ellerimde titrekliği yaşadıkça bu acı hüznün; yalnızlığın, dost bulamamanın, keşmekeşlerin, girift bilmecelerin ve gözyaşlarının beni götüreceği yer dünyanın en kenarından düşüvermek bu sonsuz karanlığa.
Tuzaklar kurulmuşken bu garib ruhuma bu şehrin her köşesinde; kaçabileceğim tek yer köhnemiş kanalizasyonlardır. Belki gökyüzünün mavi aydınlığı… Ama bunun için artık çok geç. Sadece uzanıp uzaklara dalmak istiyorum. Uzakların aydınlığı doğuyor yüreğime.

Bu yalnızlık bir ömre bedel. Bana öyle geliyor ki uykusuz geçen gecelerin artık bir anlamı yok. Savaşmaya ve direnmeye değen hiçbir şey kalmadı artık hayatımda. Önceleri hala savaşılacak şeylerin olduğunu hissederdim; bu his öylesine güçlüydü ki bugüne kadar yüzümden tebessüm eksik olmadı. Ama yine de inanıyorum ki umut her zaman bir yerlerde yaşamını sürdürür. Onun da sıcacık bir yuvası vardır uzaklarda; bize yakın ya da uzak… Sıcacık yuvanın anlamını dahi unuttum aslında; sadece yazmak istedim, hatırlama isteğinin verdiği karşı konulamaz tutkuyla.

Yıllar oluyor, yıllar geçiyor; yapayalnız otel odalarında hayatım bir zindana dönüyor: kim bilir benden önce kaç kişinin ruhunu kirletmiş odalar?

İnanıyorum ki bu dünyada hiçbir şey boş değil; boşuna değil. Fakat her şey çok kırılgan; toprak, su, hava bile… Bir gün dünyanın tüm renklerinin şarkısı bestelenir mi? Bilemiyorum. Fakat sözlerini derinden hissediyorum. Bütün duygu çeşitleri, rengârenk, hayatımızın senfonisini oluşturuyor: sarı, kırmızı, siyah, yeşil… Bu şarkı hiçbir nota atlanmadan söylenmeli…

Hayatım… Sadece gitmek istiyorum; sevdiğim birilerinin olduğu yerlere. Hayatım ben sevdiklerimle olduğumda başlayacak. Ben kaybetmiş birisiyim ve kaybetmeye mahkûmum. Dışarıda yağmurlar yağdığında her zaman yapayalnız yürüyeceğim. Hala vaktim varken yokluğa giden bir trene atlayıp hayalini kurduğum uzaklara kavuşacağım. İnsanların biçimsiz ruhlara sahip olduğu bu dünyada ne kadar daha yaşanabilir? Asla bir parçası olamadığım bu dünyada artık nasıl yaşayabilirim?

“Dudaklarımda titrek bir hüzün

Sonu gelmez mi gündüzün?”