2 Ocak 2013 Çarşamba

YILDIZLARIN SESİ


Dinlenmeksizin devam eden bu yolculuk artık bitmeli, diyor içimdeki dingin ses. Yakında milyonlarca yıldızın sesini duyacaksın diye devam ediyor. Gökyüzüne açılan bu tuhaf kapıda başlayan yolculuğum ne gün biter, diye düşünerek yürüdüğüm yollar uzadıkça uzuyor. Şaşırarak izlediğimiz yıldızlar bizim sandığımızdan daha etkileyici ve enginler. Fakat sesleri!... Seslerinin milyonlarca ruhu dinginliğe ulaştıracak kadar güzel olduğunu söylerler. Geceler boyu hayalini kurduğum o sesler... İçimdeki dingin sese göre artık duyulacak.
Karanlık çöktüğüne aydınlık yüzlerimize; bir hüzün kaplar içimizi. Akşamın en güzel saatidir o an. Milyonlarca yıldızın gökyüzünden bizi izlediği etkileyici zaman... Ne güzelsin sen ey gece!...
Yaşadığım zaman yeryüzünün çorak topraklardan ibaret olduğu, istikbalin bütün umutlardan münezzeh olduğu, kurumuş ağaçların nimet görüldüğü, insanların birbirlerinin kanına susadığı; lanetli bir zaman. Geçmişin o en kötü savaşları artık hasretle anılıyor. Göze karşı koca bir beden feda ediliyor. İnsanların gerçekten insan olduğu birçok zaman artık hatırlanmıyor. Geçmişin iki büyük dünya savaşı ne yüce nimet; artık anlaşılıyor.
Herkes gibi bende kendi yolumda yapayalnız ilerliyorum. Ah! Menzilimden ne kadar da uzağım! Aydınlık ne kadar uzak sönmeye yüz tutmuş gözlerime! Huzuru bulmak için çıktığım bu serüvende gönlüm ne zaman dinginliğe kavuşacak?
“Eğer hakikati arıyorsanız hayatınız asla eskisi gibi olmayacaktır.” demişti eskilerden biri. Hakikat aşılması güç, koca bir uçurum. Yeryüzünde mevcut mu? Bilemem. Yaşamış olduğum çağda her şey saçma. ARM beyinler, CARL ZEISS gözler, BMW ayaklar...  Camus “Hayatın anlamı ‘saçma’dır.” derken doğruyu fısıldıyordu yüzyıllar önce. Ve yüzyıllar önce unutulup gitti.
Yıldızlar, diyordum. Yıldızların sesini duymak. Enginliğin; uçsuz bucaksızlığın ve gerçek yalnızlığın sesini. Böyle sözler eskiden bir değer taşırdı; söyleyenler baş üzerinde taşınır, sayfalara gömülen gözler kendisini sonsuz bir alemde bulurdu. Artık her şey sahte; sonsuzluk sanal bir gerçeklik; inananları bir avuç meczup.
Gözlerimi kapattığımda kendimi bulduğum bu uçsuz bucaksız alemde yıldızlara son bir kez bakıyorum. Gözlerimi açtığımda karşımda duran parlak zehir. Hayatım darma duman. Ben neyim ve niçin yaşıyorum; gereksiz sorular. Vakit erken. Bir gün yıldızların sesini duyabilecek miyim, bilmiyorum. Hayallere daldığımda yazdığım birkaç mısra belki bana o sesi getirir:
Yolum uzundur, menzilim uzak,
Hayatım yokuşlu, sonsuza kaçak
Ateşi ruhumda tüten ocak,
Ben bir garip bedeviyim.
“Ve vardır doğu göllerinin gizli bahçelerinde saklı bir hüzün...”