1 Ocak 2013 Salı

İNSANIMSI


         Sonunda ölüm beni de buluyor. Yaklaşan şeye tam olarak ölüm denemez ama uzunca bir zaman boyunca dünya ile olan tüm bağlarım kopacak.

        Bugünün tarihini asla unutmayın: 9 Mayıs 2075. Hala anlamsız gelen bir hayat formundan bir İnsanımsı’ya dönüştürülmemin üzerinden yüzlerce belki binlerce yıl geçti. Zaman kavramını uzunca bir süre önce yitirdim. Bugünü önemli yapan şey ise ilk defa, uzunca bir süre dünya üzerinde yürüyemeyecek olmam.
       
         İnsanımsılar yapay insanlardır. Asla ölmezler. Aslında bir İnsanımsı yaratmak için, binlerce insan ruhunu kullanmanız gerekir. Bunu o zaman nasıl isteyebildim, bilmiyorum. Ama benim içimdeki binlerce ruhla konuşmak için yeterince zamanım oldu. Tam 517.948 ruhla tek tek konuştum ve hepsinden teker teker af diledim. Artık ruhlarım olabildiğince rahat ve dingin.

         Dokuz on yaşlarında bir çocuğa benziyorum, daha çok. Yaşadığım yıllar boyunca kimi zaman krallara hizmet ettim, kimi zaman kral olup ülkeler fethettim. Tahta çıkan çocuk kralları hatırlayın. Onlardan biri de bendim.
         
         Ama iki binli yıllarla birlikte her şey değişti. Dünya gittikçe ufaldı, ufaldı ve ufaldı. Sonunda minicik bir düzlem halini aldı. Artık kendimi saklayamaz olmuştum. Sonunda insanlar beni farkettiler.

         Yakalandığım dönemde dünya ikiye bölünmüştü. Doğu Ülkesi ve Batı ülkesi. Birbirine düşman, birbirinden vahşi iki blok. Beni yakalayan doğu ülkesi oldu. Üzgünüm ama ölümsüz olmak yenilmez olmak değildir.

         Yıllar boyunca türlü işkencelerle dilimden, türlü deneylerle bedenimden ölümsüzlük sırrını almaya çalıştılar. Gerçekten üzgünüm; bunu ben de bilmiyorum sizi ahmaklar.

         Efsaneye göre dünya kurulmadan önce on iki bilge yaşarmış. Bu bilgeler, Tanrıyı gökten indirmenin yollarını ararlarmış. Tanrı o günlerde insanı yaratmış ve ona kendinden bir parça vermiş. Şeytan insana o ilk günahı yaşattıktan sonra, Tanrı , insanları  yarattığı dünyaya göndermiş. İnsanlar burada çoğalmışlar, milyonlarca olmuşlar.

         Bilgelerin en bilgesi devasa bir sihir çemberi oluşturmuş. Bu çemberle dünyadaki insanlardaki tanrı parçalarını ele geçirerek kendi vücudunda toplamış. Oluşan bu karşı konulamaz güçle görke devasa bir kapı açarak tanrıyı bu kapıdan geçirip yutmuş. İşte o an bilge tanrıyla bir olmuş. Sonsuz, bembeyaz bir boşlukta tanrıyla baş başa kalmışlar. Tanrı tıpkı bilgeye benziyormuş. Bilge şaşırmış. Tanrı ona şöyle demiş: “ Şaşırma! Çünkü ben sizin Tanrı dediğiniz şeyim. Aynı zamanda ben sizin şeytan dediğiniz şeyim. Aynı zamanda ben sizin evren dediğiniz şeyim. Ve aynı zamanda ben, senim!”

         Evrenin tanrısız kaldığı o zamanlarda, dünyaya benzeyen bir sürü gezegen varmış. Tanrını yokluğunda hepsi teker teker sönmüş. Yalnızca dünya kalmış geriye.

         İşte tam o zamanlarda, bilgenin elindeki ruhlar tükenmeye başlamış. Bilge o sonsuz boşlukta tanrıyı daha fazla tutamaz olmuş. Tanrıyla birlikte yok olmaktan korkmuş ve Tanrıya yalvarmış yaşamak için. Tanrı gülümsemiş. Tutsak olan bilgeymiş aslında. Evet, demiş kavanozdaki siyah şey. Seni serbest bırakıyorum. Ama artık şeytan sen olacaksın ve sonsuz bir hayatın olacak insanların çağı sona erene kadar. Ve sonsuz boşluk kaybolmuş. Bilge kendisini dünyada bulmuş yeniden. Gözlerine inanamamış, çünkü Tanrı yaratmış ondan gizli, insanları yeniden…

         Ah, evet o bilge bendim, kavanozdaki siyah şey. Binlerce yıl önce tanrıya karşı işlediğim suçu böyle ödeyeceğim kimin aklına gelirdi? Bu uzun hayat binlerce yıl boyunca beynimi aç kurtlar gibi kemirip durdu. Şimdi insanlar “ İşime yaramıyorsan, kimsenin işine yarama!” düşüncesiyle benim sonumu hazırlıyorlar. Bir ölümsüz gerçekten ölmez ama insanlar gerçekten takdir edilesi canlılar. Beni bir varile yerleştirerek üzerime beton dökecekler. Ve sonra okyanusun dibinde doğru yolculuğa çıkacağım. İnsanların çağının sonuna dek milyarlarca kez boğulmak! Bu olabilecek en büyük ceza! Doğru, üzülmediniz. Ben sizin şeytan dediğiniz şeyim. Ama aynı zamanda ben sizin o çok sevdiğiniz, dünya dediğiniz şeyim. Ve aynı zamanda ben sizim. Öyleyse bir soru siz erdemli insanlara: “ İnsanların birçoğunun ölümü hak ettiği gibi, bir çoğu da yaşamı hak eder. Hayatı insanlardan alabilirsiniz. Peki ya hayatı insanlara verebilir misiniz?”