30 Aralık 2012 Pazar

SESSİZLİĞİN SESİ



Düşlerimden birinde sessizliğin hayalini gördüm. Hala hatırlayabildiklerimden birinde... Yavaşça yaklaştı yanıma ve gülümsedi. Sessizlik ne yüce hayal... Bunca nefretin ve korkunun arasında sessizce durabilmek; ne yüce şeydir. Kaba gürültülerin ve yumrukların insanı değilimdir ben. Tek yeteneğim sessizliği düşleyebilmek. İnsanlar ne korkunç varlıklar. Eğer sessizsen boğazından inebilir bir koca yumruk ve alır midene inmeden o küçük lokmayı. Halbuki sukutu seçmiştir insanoğlu düşlerinde. Nefretin yumruğu neden heryerdedir? Neden her yeri sarmıştır? Neden karşı konulamaz?
Sokağa çıktğımda kini ve nefreti beden bulmuş peşimde dolaşırken görüyorum. Neden? Huzur bulmak ancak ölümle mi mümkündür? Bu nasıl huzur, bu nasıl bir bela?  Yıldızlar kadar özgür yaşamak neden en saçma hayal?
Bulutlu, sisli, yağmurlu günlerdir beni anlatan. Gözyaşlarını tasvir edermişcesinedir böyle günler, bilirsiniz ya da bilmezsiniz; zihinlerinizi okuyamam. insanoğlu neden bu kadar kıskanç? Alçakgönüllü olmak neden bu kadar zor? Hayat ne zamandan beri bu kadar anlamsız? Hatırlamıyorum. Sorular neden böyle ardınca geliyor? Anlayamıyorum.
Bir insan silüeti gördüm de hayalimde; hayali ne kadar güzel dedim kendi kendime. Gölge insanlar... En korkunç yüz ifadesini bile kapatır gölgeler. Nefreti ve sevinci de. Gölgeler duygusuz; tıpkı benim gibi... Ölümler artık hiçbir şey hissettirmiyor. İnsan oldukça kolay alışıyor buna.
Yazmak her zaman yeterlidir. Bir anlamı olmasına gerek yok, sanıyorum. Güzel bir müzik ve doğru yer, her yazıyı güzel yapmaya yeterlidir. İnsan yeterki yazarı anlamak için ufak bir çaba göstersin.
Umudun bir yeri vardır. İnsanların umudun hiç olmadığını düşündüğü o anlarda bile umut kendi hükümdarlığında yaşamaya devam eder. Ve umudun sarayı kalplerin derinliklerindedir. Orada yaşar; Umutların Efendisi ise heryerdedir. O her şeyi görür ve bilir; Buna kim şüphe edebilir?
Bu engin deniz artık maske takmak istemiyor; daha fazla değil... Yüzünü örten korkunç fırtınaların gazabı artık dinsin istiyor fakat bu mümkün değil. Zaman geçiyor; evhamla doluyor bütün dünyası. Evhamlar fırtınaları körüklüyor. Zaman her şeyin ilacı değil. Zaman acı bir zehir; öldürüyor. Yaşanacak bir zamanın yaşanmış olduğunu artık düşünemiyorum. Ancak ölünecek zaman vardır. Dün de vardı ve sonsuza kadar yaşayacak olan zaman da odur. Sartre "Yaşanmayan Zaman" demişti. Belli ki haklıydı. Yaşanmayan zaman; ölünecek zamandı...