21 Şubat 2012 Salı

SADECE BU, FAZLASI DEĞİL

            
                     Yeryüzünde hayat var mı? İşlerimiz midir bizi özgürleştirecek olan? Yoksa, yoksa bizlerde makinalar gibi miyiz? Ya da siyah bir elmas kadar nadir bir ruh inşa etmek bu kadar mı zor?
    
                    Aptalca bir şey değil bu söylediklerim. İnanmalısınız. Benden önceki yazarlar hep tepeden baktılar sizlere. Ya içlerindeki kini ve nefreti sakladılar insanlardan ya da o güçlü sevgiyi. Gittikçe yok oluyoruz. Ruhlarımız neredeyse tükenmiş. Ölümler hiçbir şey hissettirmiyor. Açlık karşısında gülüp geçiyoruz. Ruhlarımızın ölümünden ve ruhlarımızın açlığından bahsediyorum. Kimsenin buna karşı durmaya gücü olmadığını gördükçe korkuyorum, bir yirmi yıl sonra da hala aynı duyuş körlüğüne sahip dünyada yaşıyor olmaktan.
                     
                      İnsanlar seks bağımlısı, çocuklar uyuşturucu kullanıyor ve bunlar toplumun bilinçaltına atıldıkça birikiyor. Çocuklar henüz ergenliğe girmeden pornografiyle tanışıyor. Ve hayat devam ediyor. Buna karşı toplumsal bir bilinç halihazırda yok. Nefret etmeden duramıyorum. Sokağa çıktığımda bu yargılardan kendimi kurtaramıyorum. Toplumun her bir bireyinden ayrı ayrı nefret edebilme yeteneğine sahibim.
           
                       Açıkçası toplumu etkileyen iki görüş olduğunu seziyorum. Açıkçası derken kastetmek istediğim bu sezgilerin yeterince güçlü olduğu. Birincisi " İnsanı sahip olduklarının bütünü " şeklinde açıklayan maddeci ve tüketim odaklı görüş. İkincisi ise tüketim toplumunun zıt tepkiyle oluşturduğu ama esasında yine tüketime endeksli " İnsanı maddi olarak sahip olduklarından ayrı " tasavvur eden görüş. Toplumun benim gözümde bir orta yolu yok. Çok çirkin ve gittikçe çirkinleşen bir toplumda yaşıyoruz. Bu bireyselci bakış açısıyla gidebileceğimiz herhangi bir nokta yok.

                        Buna hala nasıl kör olabiliyoruz bir türlü anlayamıyorum. Yani duygu yüklü satırlarla mı bahsedilmeli. Kadının biri binlerce dolarlık çantasıyla ağlayınca her şey yoluna mı girecek! Ağlayan bir kadın her şeyden daha çok şey ifade eder oldu. Uyanın. Evet, herkesin uyanmasını istiyorum ve bu çok da güzel olurdu. Birileri kalkıp vicdan muhasebesi yapmalı, bunu herkes yapmalı. Domuzlar gibi yaşayıp gidiyoruz. Utanmasak birbirimizin pisliğini yiyeceğiz. 


                      Ebu Zer "Aç insan eline kılıcını alıp sokağa fırlamazsa şaşarım. " diyor. Benim ruhum aç! İnançlarım bir güçlü ve bir o kadar da zayıf. Ne yapmalıyım? Şimdi bu satırlara iki dünya arasında denge kurulmalı, insan dünyası kadar ahiretine de çalışmalı yazarken kahkahalar çınlıyor kulaklarımda. İnsanlar ne kadar duyarsız oldu böyle. Çünkü inanın demek laikliğe aykırı. İnsanlar kendileri bulmalıymış imanı. Ne kadar saçma! Camus' nün en saçma ölüm trafik kazasıyla olandır demesi gibi bir şey bu. Ben böyle bir toplumun ferdi olmak istemiyorum. İstemiyorum boş insanlarla yaşamayı. Meselesiz insanlar gördüğümde kusmak, kusmak istiyorum. 
                        Kafka'nın Dönüşüm'ünün şu ilk cümlesi geliyor aklıma: Gregor Samsa, bir sabah, sıkıntılı rüyalar gördüğü uykusundan uyandığında, kendini yatağında ürkütücü dev bir böceğe dönüşmüş buldu.


ONLY THIS AND NOTHING MORE