8 Mart 2009 Pazar

titrek bir mum alevinde üşüyen ruh...

Düşlediğimiz aşklar belki bir gün gelir, bize çok uzak gelen ölüm gibi sessiz ve ani. Bir masal anlatmak isterken ayışığına, mısralar boğazımıza takılır, düşeriz. Sessizce boşalan gözyaşlarımızda düğümlenir canhıraş feryatlarımız. Bana bir masal anlat, dinliyorum seni deniz…
Geçmişin içine işlediği ayrılık mısraları satarım! Alan bulunur mu bilinmez ama içime işledi derinliği bunların. Bana ayrılık koca bir ömür, vazgeçtiğim sevdalardan. Zaten sımsıkı sarıldığım bir sevda hiç olmadı. Bana denizi anlat, dalgalar nasıldır? Bilmiyorum
Sonsuzluğa uzanmış ellerim. Sevda tomurcukları açan çiçekler var dizlerime uzanan. Bana bir mısra yaz hayat. İçinde denizkızları olsun, ayrılık, hüzün, sevinç ve naralar… Bana bir mısra; hayat, küçücük bir mısra…
Bana kim derdi uzaklarda sevdanın sönmez ateşi, kim derdi ayrılık hep yanı başımda; şimdi ben söylüyorum ayrılık şarkısını, ayrılığa yazılan her mısra benden çıkıyor. Ruhum çok titrek şimdi; yazmamalıyım…