28 Ağustos 2013 Çarşamba

28.08.2013

Penceremin pervazlarında rüzgârı dinliyorum. Rüzgâr tenimi okşuyor. Darağaçlarında sallanmanın ürpertisi doluyor içerime. Bir hayalperesti izliyorum dağınık mor bulutlar arasında. Öyle görünüyorki geçmişin bütün pişmanlıkları bu rüzgârın uğultusu içerisinde bulanıp kayboluyor.
Evrenin ortasındaki bu biçare yalnızlık nasıl anlatılabilir. Şehrin banliyöleri arasında haykırışlarım, çığlıklarım tiz bir şekilde yayılsın istiyorum. Bütün camları patlasın bu külden şehrin; Anlamsız bir yitikliğin son çırpınışlarıyla. Neden umarsızca karşımda dikiliyor bütün aynaları yoksunluğun? Yaşamak gün geçtikçe anlamsızlaşıyor. Anlamını kaybediyor artık hayatın mekaniği. Paslanıyorum; makineleşmişim. Herkes gibi. Korkunç bir sonu en başından kabul etmişçesine yaşıyorum. Sadece giyotinin başımın üzerinden ineceği anı bilemiyorum hepsi bu.
Yarınımı istiyorum. Hep hayalini kurmuş olduğum güzel yarınımı. Bir hayalim olup olmadığını bile hatırlamıyorum. Makineleşen bu dünyanın mekaniğinin bir parçasıyım altı üstü. Feda edilebilir dişlilerden bir başkası, ya da silikonların… Bunu nasıl başardıklarını anlayamıyorum. Yaradan’dan sonra bir irade daha var üzerimizde. Sonradan oluşmuş. Belki de en başından beri var. Bilemiyorum. Her şeyin farkındayım. Olan biten her şeyin… Ama parmaklarımı bile kımıldatacak cesaretim yok. Sanki ruhumu kaybetmişim. Hayır… Öyle demek istemedim. İnancım var.
               Otoyolların üzerinde akan bir nehir gibi hayatım. Suları lastik tekerlekler altında ezilip hırpalanmış. Uzaktan temiz ve sağlıklı, yakından zehirden ve kurumaya yüz tutmuş; damla damla savruluyor uzaklara. Ne yapacağımı, nasıl yapacağımı bilmiyorum. İnsanlardan şikâyetçi değilim artık. Onlar sadece rollerini harika oynuyorlar. Yakınlar uzaklaşıyor, uzaklar yakınlaşıyor. Zamanın tik takları işliyor. Her şey olabilir ya da hiçbir şey olmaz. Belirsizlik beynimi kemiriyor.

               Hayat boyu sürecek olan bir fırtına kopmak üzere. Hayat boyu umut… Hayat boyu ölüm…